Evrenin oluşumuna ilişkin en sağlam ve kabul
gören teorilerden biridir; belki de en önemlisidir. Yoğunlaşan ve hızlı
paracıkların birbirleriyle çarpışmaları sonucunda artan enerjiyle muazzam
bir patlama oluşmuş ve şimdiki galaksiler ve galaksiler arası ortamın
oluşmasına neden olmuştur. Peki bu nasıl gerekleşmiştir?
Teoriye göre; Evren ilk saniyenin milyonda biri zamanında iken yoğun
halde bulunan bir nokta gibiydi. Bu noktanın içinde paracık ve anti parçacık
oluşmuş ve bunların arasında yoğun çarpışmalar yaşanmaktaydı. Hala gerçekleşmekte
olan bu çarpışmalar ile parçacıklar birbirlerini yokederler. Çünkü antiparçacıklar
bildiğimiz parçacıkların zıt işaretli olanlarıdır. Örneğin elektron negatif
yüklü iken onun antisi pozitron pozitif yüklüdür. Bu iki paracık çarpıştığında
birbirlerini yokederek ışığı oluşturan fotonu oluştururlar. Bu da sıcaklığı
artan bir balonun şişmesi gibi evrenin büyümesi anlamına gelir. Bu çarpışmaların
sonucunda evreni oluşturacak olan sonsuz yoğun(!), sıcak noktacık büyümeye
başlaması için bir kıvılcım gerekliydi. Bu kıvılcım da aynı şişmekte olan
bir balonun artık çeperlerinin basınca dayanamayıp patlaması gibi açılmasına
ve muazzam bir hızla paracıkların püskürmesine neden olmuştur. Bu hızla
genişleyen evren sırasıyla elementleri, maddeyi, yıldız ve galaksileri
oluşturdu. Bu oluşumun günümüzden 10 milyar yıl önce gerçekleştiği düşünülmektedir.
Tabi bu olgunun etkileri hala sürmektedir. Evrenin bu patlama anındaki
genişleme hızı hala deveam etmekte ve bundan dolayı da sıcaklıkta düşme
görülmektedir.
Evrenin genişlediğini galaksiler arasındaki uzaklığın artmasından veya
bize yakın olan yıldız ve galaksilerin bizden sürekli uzaklaşmasından
anlıyoruz. Bunu da gök cisimlerinin bizlere gönderdiği ışığın dalga boyundan
anlıyoruz. Bu dalga boylarına ilişkin renk çizgilerinden oluşan düzenekten
faydalanırız ki bu düzeneğe renk tayfları
denir. Renk tayfları mordan kırmızıya uzanan renklerden oluşur ve gökkuşağını
andırırlar. Bize yaklaşmakta olan gök cisminin yolladığı ışığın dalgaboyunu
mor, uzaklaşmakta olanını ise kırmızı olarak görürüz. İşte bu tayf çizgilerinden
hareketle çevremizdeki tüm galaksilerin gönderdiği ışığın dalga boyunu
kırmızıya kayarken görmekteyiz ki bu da bu galaksilerin bizden uzaklaştığını
gösterir ve evrenin hala genişlemekte olduğunun bir kanıtını oluşturur.
Evrenin genişlemekte olduğu ve galaksilerin sürekli bizden uzaklaştığını
gösteren basit bir deneyi yapabiliriz. Bir balon alalım ve bir kalemle
üzerine aralarındaki uzaklıkları farklı olan birkaç nokta koyalım. Balonu
yavaş yavaş şişirirken bir yandan da bu noktalar arası uzaklığı kontrol
edelim. Noktalar arası uzaklığın değiştiğini görebiliriz. Evrenin şeklinin
balona mı benzediğini bilmiyoruz ama gerçekleşen olay ve evrenin big bang
patlamasından beri genişlemekte olduğunu bilmekteyiz.
Bu genişleme ne zamana kadar sürecek? Acaba bu genişleme birgün bitip
geri büzülme mi başlayacak? Eğer geri büzülme olacaksa bu evrenin sonu
mu olacak? Bu tür ve daha çok sorunun cevabını bilimadamları araştırmakta.
Ancak 2005 yılında ilginç bir gelişme yaşandı. Evrenin genişlemesinin
gittikçe yavaşlayacağı ve bir süre sonra durucağını düşünen bilimadamları,
evrenin genişleme hızının beklenenden daha yüksek olduğunu belirlediler
ki bu hiç de beklenen bir durum değildi. Şimdi bunun nedenleri araştırılıyor. |